Sürekli Tetikte Hissetmek: Neden Hiç Rahatlayamıyorum?
“Her şey yolunda ama ben hâlâ alarmdayım.”
Evinizdesiniz.
Kapı kilitli.
Sevdikleriniz güvende.
Telefonunuz sessizde.
Ortada sizi tehdit eden belirgin bir durum yok.
Yine de bedeniniz gevşemiyor.
Omuzlarınız sürekli gergin.
En ufak bir ses duyduğunuzda irkiliyorsunuz.
Telefon çaldığında içiniz sıkışıyor.
Bir yakınınız mesajınıza biraz geç cevap verdiğinde zihniniz saniyeler içinde en kötü senaryoları üretmeye başlıyor.
Belki de gün içinde kendinize sık sık şu cümleleri kuruyorsunuz:
“Hiç rahatlayamıyorum.”
“Sanki sürekli bir şey olacak.”
“Kafam hiç durmuyor.”
“Bedenim sürekli tetikte.”
Bu deneyim yalnızca sizi yormaz.
Zamanla insanın yaşamını daraltmaya başlar.
Tatilde bile gevşeyemezsiniz.
İyi bir haber aldığınızda bile “Acaba sonra kötü bir şey mi olacak?” diye düşünürsünüz.
Mutlu olduğunuz anların bile uzun sürmeyeceğine inanabilirsiniz.
Çevrenizdekiler sizi “çok evhamlı” ya da “çok hassas” olarak tanımlayabilir.
Siz ise çoğu zaman şunu hissedersiniz:
“Keşke ben de herkes gibi biraz rahat olabilsem.”
Eğer bunları yaşıyorsanız yalnız değilsiniz.
Klinik uygulamada birçok kişi bu durumu benzer cümlelerle anlatır. Kimisi “Sanki sürekli diken üstündeyim.” der. Kimisi “Bedenim hiç gevşemiyor.” diye ifade eder. Kimisi ise “Ne zaman rahatlasam kötü bir şey olacakmış gibi geliyor.” sözleriyle tarif eder.
Bazen bunun altında yalnızca yoğun kaygı vardır. Bazen de sinir sistemi, geçmişte yaşadığı deneyimler nedeniyle tehlike geçmiş olsa bile alarm vermeye devam ediyordur.
Sürekli tetikte hissetmek ne demektir?
Sürekli tetikte hissetmek, kişinin ortada gerçek ve o anda var olan bir tehlike bulunmasa bile zihninin ve bedeninin sanki her an bir tehdit ortaya çıkacakmış gibi çalışmasıdır.
Psikolojide bu durumu tanımlamak için sıklıkla hipervijilans kavramı kullanılır.
Hipervijilans kelimesi ilk bakışta teknik gelebilir. Ancak yaşantının kendisi oldukça tanıdıktır.
Örneğin;
Eve girer girmez kapıyı birkaç kez kontrol etmek,
Gece küçük bir ses duyunca hemen uyanmak,
İnsanların yüz ifadelerini sürekli analiz etmek,
Telefona cevap verilmediğinde kötü bir haber almaktan korkmak,
Kalabalık ortamlarda çıkış kapısını farkında olmadan aramak,
Sürekli “Ya olursa?” düşünceleriyle meşgul olmak…
Bunların hepsi sinir sisteminin çevreyi olası tehditler açısından taramaya devam ettiğini gösterebilir.
Bu durum bazen kişinin farkında olmadan yaptığı bir alışkanlığa dönüşür.
Öyle ki kişi yıllardır ilk kez gerçekten rahatladığında bile bunu garip hissedebilir.
Çünkü bedeni, gevşemeyi unutmuş gibidir.
Beynim neden sürekli alarm veriyor?
Beynimizin temel görevi bizi mutlu etmek değildir.
Beynimizin öncelikli görevi hayatta kalmamızı sağlamaktır.
Bunu yapabilmek için de sürekli şu soruya cevap arar:
“Burada beni tehdit eden bir şey var mı?”
Normal şartlarda bu sistem hayat kurtarır.
Karşıdan hızla gelen bir arabayı fark etmenizi sağlar.
Yangın kokusunu almanızı sağlar.
Ani bir sese hızlı tepki vermenizi sağlar.
Yani alarm sistemi aslında düşmanımız değildir.
Sorun, alarmın gerçekten ihtiyaç olmadığı zamanlarda da çalışmaya devam etmesidir.
Bunu bir ev alarmına benzetebilirsiniz.
Normalde yalnızca biri eve girmeye çalıştığında çalması gerekir.
Ama düşünün ki alarm sistemi o kadar hassas hâle gelmiş ki rüzgâr estiğinde…
Bir kedi bahçeden geçtiğinde…
Hatta bazen hiçbir şey olmadığında bile çalmaya başlıyor.
Bir süre sonra evin içinde yaşayan kişi sürekli alarm sesiyle yaşamaya alışıyor.
Sinir sistemi de buna benzer şekilde çalışabilir.
Geçmişte uzun süre stres altında kalan bir beyin, bugün ortam güvenli olsa bile tehlike ihtimalini olduğundan daha yüksek algılayabilir.
Bu yüzden kişi:
Dinlenirken bile gevşeyemez.
Sürekli çevreyi kontrol eder.
Sessizlikten bile rahatsız olabilir.
En küçük belirsizlikte zihni hızla kötü senaryolar üretmeye başlayabilir.
Burada önemli olan şu noktadır:
Bu durum, sizin “zayıf” olduğunuz ya da “çok evhamlı” olduğunuz anlamına gelmez.
Çoğu zaman sinir sisteminiz sizi korumaya çalışıyordur.
Sorun, bu koruma sisteminin artık ihtiyaç duyulmayan zamanlarda da devrede kalmasıdır.
Neden bazı insanların alarm sistemi daha hassas çalışır?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
Ancak araştırmalar, özellikle uzun süreli stres, çocukluk dönemindeki güvensiz deneyimler ve travmatik yaşantıların, sinir sisteminin tehlikeyi algılama biçimini etkileyebildiğini göstermektedir.
Burada travma denildiğinde yalnızca büyük felaketleri düşünmemek gerekir.
Bir çocuk için;
Evde sürekli bağırışmaların olması,
Ne zaman ne olacağının belli olmaması,
Yoğun eleştirilmek,
Duygularının küçümsenmesi,
Sürekli tetikte olmayı gerektiren bir aile ortamında büyümek de sinir sistemini etkileyebilir.
Çocuk beyni şunu öğrenebilir:
“Güvende olmak için her an dikkatli olmalıyım.”
Bu öğrenme o dönem işe yarayabilir.
Çocuk gerçekten çevresini dikkatle takip ederek kendini korumaya çalışıyor olabilir.
Ancak yıllar geçtikten sonra bile aynı alarm sistemi çalışmaya devam ettiğinde, artık korumaktan çok yormaya başlar.
Yetişkinlikte kişi güvenli bir evde yaşasa, sevdiği bir işi olsa ve yanında onu seven insanlar bulunsa bile bedeni hâlâ eski kurallarla hareket edebilir.
İşte bu yüzden birçok kişi şu cümleyi kurar:
“Mantığım bir sorun olmadığını biliyor ama bedenim inanmıyor.”
Sürekli tetikte hissetmek sadece zihinsel değildir
Pek çok kişi sürekli tetikte hissetmeyi sadece “çok düşünmek” olarak tanımlar. Oysa bu durum yalnızca zihinde yaşanmaz. Aslında ilk tepkiyi çoğu zaman beden verir.
Belki siz de bunu yaşamışsınızdır:
Sabah uyandığınız anda omuzlarınızın kasılı olduğunu fark edersiniz.
Daha gözünüzü tam açmadan günün nasıl geçeceğini düşünmeye başlarsınız.
Telefonunuza gelen bir bildirim sesinde kalbiniz hızlanır.
Birisi “Seninle konuşabilir miyiz?” dediğinde içinizde belirsiz bir sıkışma oluşur.
Toplantıda patronunuzun yüz ifadesini, arkadaşınızın ses tonunu ya da eşinizin mesajındaki tek bir noktayı bile uzun uzun düşünürsünüz.
Dışarıdan bakıldığında sakin görünseniz bile, içeride hiç durmayan bir alarm sistemi çalışıyordur.
İşte bu nedenle birçok kişi şu cümleyi kurar:
“Aslında hiçbir şey olmuyor ama ben hep bir şey olacakmış gibi hissediyorum.”
Sürekli tetikte hisseden kişiler kendilerini nasıl anlatır?
Klinik görüşmelerde insanlar bu deneyimi çoğu zaman aynı kelimelerle tarif etmez. Ancak anlattıkları yaşantılar birbirine oldukça benzer.
Örneğin:
“Tatilde bile tam rahatlayamıyorum.”
“Telefon çaldığında kötü bir haber gelecek sanıyorum.”
“Birileri bana kızgın mı diye sürekli düşünüyorum.”
“Kapının kilidini birkaç kez kontrol ediyorum.”
“Ev sessiz olunca bile huzursuz oluyorum.”
“İyi giden bir şey olduğunda bile bozulacak diye bekliyorum.”
“İnsanların yüz ifadelerini istemsizce okuyorum.”
“Sürekli plan yapıyorum; hazırlıksız yakalanmak istemiyorum.”
Bu davranışların ortak noktası şudur:
Beyin, olası bir tehlikeyi herkesten önce fark etmeye çalışıyordur.
Aslında amacı sizi yormak değildir.
Amacı sizi korumaktır.
Ancak bu koruma sistemi sürekli açık kaldığında yaşamın kendisi yorucu hâle gelir.
Sürekli tetikte hissetmenin belirtileri nelerdir?
Sürekli Tetikte Hissetmek anlatan bir infografik
Her insan bu durumu aynı şekilde yaşamaz. Kimileri daha çok bedensel belirtiler yaşarken, kimileri zihinsel ya da davranışsal belirtiler fark eder.
Bedensel belirtiler
Omuz, boyun veya çene kaslarında sürekli gerginlik
Derin nefes almakta zorlanma
Kalbin zaman zaman hızlanması
En ufak sese irkilme
Sık baş ağrısı
Mide ve bağırsak hassasiyeti
Dinlenmiş olmasına rağmen yorgun hissetme
Uykuya dalmakta güçlük
Gece en küçük seste uyanma
Bu belirtiler yalnızca sürekli tetikte hissetmeye özgü değildir; farklı fiziksel veya psikolojik durumlarda da görülebilir. Bu nedenle değerlendirme bütüncül yapılmalıdır.
Zihinsel belirtiler
Sürekli en kötü ihtimali düşünmek
Olası sorunları önceden hesaplamak
Belirsizliğe tahammül etmekte zorlanmak
Geçmiş konuşmaları tekrar tekrar zihinde canlandırmak
İnsanların davranışlarını fazla analiz etmek
“Ya olursa?” düşüncelerinin sıklaşması
Bazı kişiler günün sonunda kendilerini zihinsel olarak tükenmiş hisseder.
Bunun nedeni gün boyunca hiç durmadan çalışan bu iç alarm sistemi olabilir.
Duygusal belirtiler
Huzursuzluk
Gerginlik
Kolay irkilme
Güvende hissedememe
Sebebini açıklayamadığı bir korku
Rahatladığında bile suçluluk veya tedirginlik hissetme
İlginç bir şekilde bazı insanlar rahatladıkları anlarda bile huzursuz olabilir.
Çünkü sinir sistemi yıllardır tetikte yaşamaya alışmıştır.
Gevşemek onlar için tanıdık değil, yabancı bir deneyim olabilir.
Davranışsal belirtiler
Sürekli tetikte hissetmek zamanla bazı alışkanlıklara da dönüşebilir.
Örneğin kişi:
Sürekli haberleri kontrol edebilir.
Telefonunu sık sık kontrol edebilir.
Yakınlarının iyi olduğundan emin olmak isteyebilir.
Gideceği yerleri önceden araştırabilir.
Çıkış kapılarına yakın oturmayı tercih edebilir.
Belirsiz durumlardan kaçınabilir.
Bu davranışlar kısa vadede kişiyi rahatlatıyor gibi görünse de uzun vadede alarm sisteminin aktif kalmasına katkıda bulunabilir.
Bu durum panik atakla aynı şey midir?
Hayır.
Panik atak ve sürekli tetikte hissetmek birbirine benzeyebilir ancak aynı değildir.
Panik atak, genellikle aniden başlayan ve kısa sürede yoğunlaşan korku nöbetleriyle karakterizedir. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, baş dönmesi ya da kontrolü kaybedeceği korkusu gibi belirtiler eşlik edebilir.
Sürekli tetikte hissetmek ise çoğu zaman daha sessiz ilerler.
Bunu bir benzetmeyle açıklayabiliriz.
Panik atak, yangın alarmının yüksek sesle çalmasına benzer.
Sürekli tetikte hissetmek ise alarmın hiç susmayan düşük sesli uğultusu gibidir.
Kişi gün boyunca işine gider, arkadaşlarıyla görüşür, alışveriş yapar. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür.
Ancak içeride sinir sistemi sürekli “Hazır ol.” mesajı vermeye devam eder.
Bu nedenle iki durum zaman zaman birlikte görülebilse de aynı şey değildir.
“Ben travma yaşamadım ki…”
Bu cümleyi birçok kişi kurar.
Çünkü travma denildiğinde akla çoğunlukla büyük kazalar, doğal afetler ya da fiziksel saldırılar gelir.
Oysa psikolojide travmanın etkisi, yalnızca olayın büyüklüğüyle açıklanmaz.
Bazen önemli olan, kişinin yaşadığı deneyimi sinir sisteminin nasıl algıladığıdır.
Örneğin çocukluk döneminde:
Evde sürekli gergin bir atmosfer olması,
Anne babanın öfkesinin ne zaman ortaya çıkacağının belli olmaması,
Sürekli eleştirilmek,
Duyguların küçümsenmesi,
Kendini güvende hissedememek,
çocuğun çevreyi sürekli dikkatle izlemesine neden olabilir.
Bu dikkat o dönem koruyucu olabilir.
Ancak yetişkinlikte de aynı şekilde devam ettiğinde kişi güvenli ortamlarda bile gevşemekte zorlanabilir.
Bu yüzden sürekli tetikte hissetmek yaşayan herkesin büyük bir travma öyküsü olması gerekmez.
Bazen uzun süre devam eden küçük ama tekrarlayıcı stres deneyimleri de sinir sistemi üzerinde derin izler bırakabilir.
Şema terapisi açısından neden sürekli tetikte hissediyor olabilirsiniz?
Şema terapisine göre hiçbirimiz dünyaya olayları yorumlama biçimimizle doğmayız. Hayatın ilk yıllarında yaşadığımız deneyimler, kendimiz, diğer insanlar ve dünya hakkında bazı temel inançlar geliştirmemize neden olur.
Bu inançlar bazen bize yardımcı olur. Bazen ise yetişkinlikte yaşamımızı zorlaştıran bir filtreye dönüşebilir.
Örneğin çocukken sık sık eleştirildiğinizi düşünün.
Bir hata yaptığınızda anlayışla karşılanmak yerine utandırıldığınızı…
Evde ne zaman kimin öfkeleneceğinin belli olmadığını…
Duygularınızı ifade ettiğinizde “Abartıyorsun.” ya da “Ağlanacak ne var?” gibi tepkiler aldığınızı…
Böyle bir ortamda büyüyen bir çocuğun beyni önemli bir ders öğrenebilir:
“Her an dikkatli olmalıyım. Yoksa canım yanabilir.”
Bu öğrenme çocuk için anlaşılabilir ve hatta koruyucu olabilir.
Ancak yıllar sonra aynı alarm sistemi çalışmaya devam ettiğinde kişi artık çocuk değildir. Ortam değişmiş olsa bile beden hâlâ eski kurallarla hareket edebilir.
İşte bu nedenle bazı insanlar güvenli ilişkiler içinde bile terk edileceklerinden korkabilir, küçük bir eleştiriyi büyük bir tehdit gibi algılayabilir ya da en ufak belirsizlikte yoğun kaygı yaşayabilir.
Hangi şemalar sürekli tetikte hissetmeye katkıda bulunabilir?
Her bireyin yaşantısı farklıdır. Bu nedenle tek bir şema herkesi açıklamaz. Ancak bazı erken dönem uyumsuz şemalar, kişinin kendisini sürekli alarmda hissetmesine zemin hazırlayabilir.
Terk edilme şeması
Yakın ilişkilerde küçük değişiklikler bile büyük bir tehdit gibi hissedilebilir.
Partnerinizin kısa cevap vermesi…
Arkadaşınızın planı iptal etmesi…
Birinin ses tonunun değişmesi…
Zihniniz bunları “Beni terk edecek.” şeklinde yorumlayabilir.
Bu durumda kişi sürekli ilişkiyi kontrol etmeye çalışabilir. Çünkü alarm sistemi, olası kaybı önceden fark etmek ister.
Güvensizlik / Kötüye Kullanılma şeması
Bazı insanlar için dünya temelde güvenli değildir.
İnsanların zarar vereceğini, aldatacağını ya da sonunda inciteceğini bekleyebilirler.
Bu nedenle yeni tanıştıkları kişilere güvenmekte zorlanabilir, sürekli karşı tarafın niyetini analiz edebilirler.
Bu da sinir sistemini sürekli tetikte tutabilir.
Karamsarlık şeması
Bu şemada zihin, olumsuz ihtimalleri olumlu ihtimallerden daha gerçekçi görmeye eğilimlidir.
İyi giden bir olay yaşandığında bile akla şu düşünceler gelebilir:
“Kesin bir şey olacak.”
“Bu kadar iyi gitmesi normal değil.”
“Birazdan bozulur.”
Dışarıdan bakıldığında kişi “çok gerçekçi” gibi görünebilir. Oysa iç dünyasında sürekli olası tehditleri hesaplayan bir alarm sistemi çalışıyordur.
Duygusal yoksunluk şeması
Çocuklukta duygusal ihtiyaçları yeterince karşılanmayan kişiler, yetişkinlikte de kendilerini yalnız hissedebilir.
Bu yalnızlık bazen görünmez bir gerginlik yaratır.
Çünkü kişi ihtiyaç duyduğunda kimsenin yanında olmayacağına inanabilir.
Bu inanç da çevreyi sürekli kontrol etmeye ve her şeyi tek başına yönetmeye çalışma eğilimini artırabilir.
“Mantığım biliyor ama bedenim inanmıyor.”
Sürekli tetikte hisseden kişilerden en sık duyulan cümlelerden biri budur.
“Aslında mantıklı düşündüğümde korkacak bir şey olmadığını biliyorum. Ama bedenim beni dinlemiyor.”
Bu cümle çok önemlidir.
Çünkü sorun çoğu zaman bilgi eksikliği değildir.
Birçok kişi zaten “Şu an güvendeyim.” diyebilir.
Ancak bunu bilmek ile bunu hissetmek aynı şey değildir.
Beynimizin düşünmekten sorumlu bölgeleri ile tehlikeyi algılayan bölgeleri farklı görevler üstlenir.
Bu nedenle bazen mantığınız bulunduğunuz ortamın güvenli olduğunu söylerken, bedeniniz hâlâ tehlike varmış gibi tepki verebilir.
Bu durum, kişinin isteyerek yaptığı bir seçim değildir.
Sinir sistemi, geçmişte işe yarayan bir korunma biçimini sürdürmeye çalışıyor olabilir.
EMDR bu döngüye nasıl bakar?
EMDR yaklaşımına göre bazı yaşantılar, beyin tarafından tam olarak işlenemediğinde geçmişe ait tehdit hissi bugüne taşınabilir.
Bu, kişinin sürekli geçmişte yaşadığı olayları düşündüğü anlamına gelmez.
Bazen kişi yaşadığı olayı neredeyse hiç hatırlamaz.
Ancak beden, o deneyimin izlerini taşımaya devam edebilir.
Örneğin çocukluk döneminde kendisini sık sık güvende hissetmeyen biri, yetişkinlikte güvenli bir ortamda olsa bile en küçük belirsizlikte alarm yaşayabilir.
EMDR terapisinde amaç, kişiye “Korkmaman gerekiyor.” demek değildir.
Amaç; geçmişte yaşanan deneyimlerin bugün hâlâ alarm vermesine neden olan etkilerini değerlendirmek ve kişinin sinir sisteminin yeni öğrenmeler geliştirmesine yardımcı olmaktır.
Her bireyin öyküsü farklı olduğu için terapi süreci de kişiye özel planlanır. Bu nedenle hangi yaklaşımın uygun olduğuna ancak kapsamlı bir değerlendirmeden sonra karar verilebilir.
Sürekli tetikte hissetmek için kendi kendinize neler yapabilirsiniz?
Bu noktada gerçekçi olmak önemlidir.
Eğer sinir sisteminiz uzun süredir alarm hâlindeyse, kendinize “Artık rahat ol.” demeniz çoğu zaman yeterli olmaz.
Yine de bazı adımlar farkındalık kazanmanıza yardımcı olabilir:
Gün içinde bedeninizin ne zaman gerildiğini fark etmeye çalışın.
Omuzlarınızı, çenenizi ve nefesinizi zaman zaman kontrol edin.
Kendinize “Şu an gerçekten bir tehlike var mı, yoksa bedenim eski bir alarma mı tepki veriyor?” diye sorun.
Uyku, beslenme ve dinlenme düzeninizi mümkün olduğunca destekleyin.
Belirtiler günlük yaşamınızı belirgin şekilde etkiliyorsa profesyonel destek almayı değerlendirin.
Bu öneriler, terapi yerine geçmez; ancak yaşadığınız deneyimi anlamlandırmanız için bir başlangıç olabilir.
Sürekli tetikte hissetmek değişebilir mi?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur.
Çünkü sürekli tetikte hissetmenin altında yatan neden kişiden kişiye değişebilir.
Bazı kişilerde yoğun ve uzun süreli stres ön plandayken, bazı kişilerde çocukluk deneyimleri, travmatik yaşantılar veya kaygı bozuklukları etkili olabilir.
Ancak önemli olan şu noktadır:
Sinir sistemi öğrenebilir.
Nasıl ki geçmiş deneyimler beynin tehlikeyi algılama biçimini etkileyebiliyorsa, yeni deneyimler de zamanla bu sistemi yeniden şekillendirebilir.
Bu değişim genellikle bir gecede olmaz.
Çünkü yıllarca alarmda çalışan bir sistemin yeniden güven duygusunu öğrenmesi zaman alabilir.
Ancak aşağıdaki durumlardan biri ya da birkaçı uzun süredir devam ediyorsa, bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek faydalı olabilir:
Kendinizi günün büyük bölümünde tetikte hissediyorsanız,
Bedeninizin gevşemediğini fark ediyorsanız,
Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi düşünüyorsanız,
Bu durum uykunuzu, işinizi veya ilişkilerinizi etkiliyorsa,
Sürekli kontrol etme ya da kaçınma davranışları geliştirdiğinizi fark ediyorsanız.
Profesyonel destek almak, “zayıf olmak” anlamına gelmez.
Aksine yaşadığınız deneyimi anlamaya ve yaşam kalitenizi artırmaya yönelik bir adımdır.
Sık Sorulan Sorular
Sürekli tetikte hissetmek normal mi?
Yoğun stres dönemlerinde birçok kişi geçici olarak kendini daha tetikte hissedebilir. Ancak bu durum uzun süre devam ediyor, günlük yaşamınızı etkiliyor ve sürekli bir alarm hissi yaratıyorsa değerlendirilmesi faydalı olabilir.
Sürekli tetikte hissetmek anksiyete midir?
Bazen anksiyete ile ilişkili olabilir.
Ancak yalnızca bu belirtiye bakılarak bir tanı koymak mümkün değildir. Travma sonrası stres belirtileri, kronik stres veya başka psikolojik süreçler de benzer deneyimlere yol açabilir. Değerlendirme mutlaka bütüncül yapılmalıdır.
Hipervijilans nedir?
Hipervijilans, kişinin gerçek bir tehlike olmasa bile çevresini sürekli olası tehditler açısından taraması ve kendisini sürekli alarmda hissetmesidir.
Bu durum yalnızca zihinsel değil, bedensel belirtilerle de kendini gösterebilir.
Sürekli tetikte hissetmek panik atak mıdır?
Hayır.
Panik atak, kısa sürede yoğunlaşan korku nöbetleriyle karakterizedir.
Sürekli tetikte hissetmek ise daha çok gün boyu devam eden, düşük ama kalıcı bir alarm hâlidir.
İki durum bazen birlikte görülebilir ancak aynı şey değildir.
Sürekli tetikte hissetmek travma yaşadığım anlamına mı gelir?
Hayır.
Bu deneyim birçok farklı nedenle ortaya çıkabilir.
Bazı kişilerde travmatik yaşantılar etkili olabilirken, bazı kişilerde uzun süreli stres, çocukluk dönemindeki güvensiz deneyimler veya farklı psikolojik süreçler rol oynayabilir.
EMDR sürekli tetikte hissetmeye yardımcı olur mu?
EMDR, özellikle geçmiş yaşantılarla ilişkili belirtilerde kullanılan psikoterapi yaklaşımlarından biridir. Ancak her birey için uygun yöntem farklı olabilir. Bu nedenle hangi terapi yaklaşımının sizin için uygun olduğuna kapsamlı bir değerlendirmeden sonra karar verilmelidir.
Sonuç
Sürekli tetikte hissetmek, çoğu zaman kişinin seçtiği bir yaşam biçimi değildir.
Aksine sinir sisteminin, bir zamanlar sizi korumak için geliştirdiği bir stratejinin bugün de çalışmaya devam etmesidir.
Belki de yıllardır kendinizi “çok hassas”, “çok evhamlı” ya da “fazla kontrollü” biri olarak tanımlıyorsunuz.
Oysa bazen yaşadığınız şey bir karakter özelliğinden çok, geçmiş deneyimlerin sinir sisteminiz üzerindeki izleri olabilir.
Bu durumun anlaşılabilir olması, değiştirilemez olduğu anlamına gelmez.
Yaşadığınız belirtiler günlük yaşamınızı, ilişkilerinizi veya işlevselliğinizi etkiliyorsa, bunları tek başınıza taşımak zorunda değilsiniz.
İlk adım çoğu zaman kendinize şu soruyu sormaktır:
“Gerçekten şu an tehlikede miyim, yoksa bedenim beni geçmişten tanıdığı bir şekilde korumaya mı çalışıyor?”
Bazen bu sorunun cevabını keşfetmek bile değişimin başlangıcı olabilir.
Bu yazı hazırlanırken yararlanılan bilimsel kaynaklar
Bu içerik hazırlanırken travma, sinir sistemi, şema terapi ve EMDR alanındaki güncel bilimsel yayınlar ile temel başvuru eserlerinden yararlanılmıştır.
American Psychiatric Association (DSM-5-TR)
Jeffrey Young – Schema Therapy: A Practitioner’s Guide